6 Kasım 2012 Salı

bir kedi tanrısal

 (uzun olacak. kısa olanları seviyorsan, üzgünüm. ağzımı açtığında sadece sormuş olduğu ''naber''in cevabını bekleyen tüm dostlarım için de bir parça üzgün olduğum gibi. hayır hayır, onlar için üzgün değilim, herkesin hayatında ona umduğundan daha fazlasını söyleyecek biri olmalı. hayata dair insani yönünü koruyan ise, en az, bir kişi olmalı.)
 Sedgwick ne yapardı böyle bir günde? bilekleri o kadar ince ki, o kadar savunmasız ki... bazı insanların karşımda oturduğunu hayal edemiyorum. geçmişten, uzaktan, yakından insanlar. karşımda otursalar, hiçbir şey yapmasalar bile, eminim çok şaşırırdım. ''aa gerçekmiş'' derdim. bazı insanların ise karşımda oturmalarına her şeyden çok ihtiyacım var şuan, ama bu beni Sedgwick kızı kadar savunmasız yapmaz. onun hakkında düşünmeye başladığımda korkuyorum, batmış olduğu karanlık çok tanıdık, çok itici fakat cezbedici. ''ben nerede duracağımı biliyorum, asla öyle olmam'' durduğum yer kimyasal değil, ruhsal. o açıdan sanırım daha şanslıyım.
 aptal insanlara sinirlendiğim zamanları ve cahil insanlarla uğraştığım zamanları toplayıp, üzerine beyni röfleden ve saç açıcılardan erimiş bir tutam moronu serpsem, ortaya çok büyük bir vakit kaybı çıkardı. dehşete düşürecek kadar büyük bir vakit kaybı. aynı anlarda yakın bir dostum ''bırak ölsün'' dedi ve yazdı. ne kadar da doğru ve basitti. evet biraz nefret ya da öfke içeriyordu (ben ikisinin ayrımını pek bilemiyorum) ama ihtiyacım olan şeydi. ölmeye bırakacağım, uzaklardaki cahil, karaktersiz, gölge insanlar, sizin için bir dakikalık saygı duruşu... şaka şaka, saygı duyulacak bir yanınız yok ki sizin. vallahi kedimin düzenli olarak kestiğim pati tırnaklarına daha çok saygı duyuyorum. öte yandan iyi ki varsınız, iyi ki herkesin yaptığına, sevdiğine, uğraştığına dört elle sarılmasını sağlayacak, peşinden yürüdüğü şeyi yürüyerek değil koşarak takip etmesini sağlayacak aptalları var. elimdeki çay kupasını aptallarımız şerefine kaldıracağım. bizi sahip olduklarımıza daha da bağlı hale getirdikleri için, onlar olmasa belki çoktan bıkmış ve vazgeçmiştik.

  en sevdiğim kedilerden biri olan duman artık yeni evinde. ayrılırken ağladım, burnunu, patilerini sevdim. günün geri kalanı çok zor geçti. üç hafta oldu sadece, beşiktaş çarşısında birbirimize vurulup eve getireli, ama ne kadar da çok anlam yüklemişim. beşiktaştan bakırköye, sonra bakırköyden beşiktaşa geri, upuzun, susuz, gözyaşlı bir yolculuk oldu. sonra tüm evi temizledik. bana kalsa her yer gri tüyleriyle kaplıyken, tırmalamasın diye geçirilen kılıflar varken daha iyiydi. yerlerde kırdığı tırnaklarını buldum, dört tane. tırmalamayı bilmeyen bir kedi için, ne kadar fazla. biraz daha ağladım. sonra ton balıklı makarna yaptım, big bang theory açtık ve hava giderek kararırken, biz giderek neşelendik. alanis morisette bir şarkısında ''you've washed your hands, clean of this'' diyordu. bir şeyler hızla farklılaşırken ve biz gamsız bir şekilde hayatımıza devam ederken, aklıma hep bu dize gelir. üşenmeyip klibini de izlesem keşke.
  bu aralar karaköy'e pek sık gider olduk. umuyorum bir süre sonra her gün gider hale geleceğiz. atölye bitiyor, tamamlanıyor. kütüphane kurmak için yazdığım listenin ufacık bir kısmını tamamladım henüz, ama bu kısmıyla bile çok güzel. sevdiğim insanları oraya doldurduğumu hayal edebiliyorum. resim ve sanat tarihi derslerimizi, modelden yaptığımız çizimleri de. doğru bir zaman aralığında doğru kişilerle tanışmak, tüm seçimler ve kararlar bunun üzerine. ve sanki bu defa hepsi doğru biçimde.

  Sanatın Öyküsü eşliğinde hazırlanacak bir ders programı, muhteşem bir kapalı hava, kettle'da fokurdayan su (nescafe + krema + az şeker + az süt + iki ölçek acıbadem likörü) günü güzelleştirmek için yeterli. bazen kedimi kucağıma alıyorum ve ona ''sen kedi formuna bürünmüş bir tanrısın şeker'' diyorum. ''ay saçmalama sen de ne yapacağını şaşırdın artık'' diyor. ama ben öyle olduğuna eminim. eğer soyutluyorsam ya da sürrealleştiriyorsam kızsınlar bana, üzsünler. sonra zaten sabun gibi kayıyor kucağımdan, yarım saat tüylerini düzeltiyor.
  kasım, her hafta en az bir doğumgünü. alınacak hediyeler ve yapılacak pastalar. pelin'e pembe bir kahkül alacağım, bir de mavi. değişe değişe kullanır. şeker yanak'a bu sefer bir parti düzenlemeyeceğime söz verdim, nasıl istersen öyle bile dedim, ama nasılsa buraya ayda bir baktığına göre, en kocaman ve en tuhaf doğumgünü pastasını yapacağım ona, elimden bunu alamaz.
  yazının sonuna gelirken, aslında anlatmaya daha yeni başladığımı fark ettim.
 

2 yorum:

  1. Seni omuzlarından sarsarak sevmek istedim.Hığaa diyerek yanaklarını da sıkabilirim.Kedileri de böyle seviyorum çünkü.

    YanıtlaSil
  2. ay ben de seni öyle severim, ğğaaah diye bağıra bağıra koşarım üstüne, zaten o yanakların tam sevmelik aman aman sabahlar olmasın! :)

    YanıtlaSil