30 Kasım 2012 Cuma

dylan ve baez gibi takılmak

yazın sürekli kışın gelmesini bekleyen, her şeyin yoluna girmesi için kapalı havaya ihtiyaç duyan ben, şimdi şımarıkça soğuktan şikayet ediyorum sürekli. en kalınlarımı çıkardım dolaptan (emek'in yılbaşında aldığı bej hırka, giymek için en soğuk, karlı günü beklediğim hırka mesela) onu bile giydim dün, yine ısınamadım. şeker de sürekli uyuyor, bu onun soğuk havaya verdiği tepki, burnuyla yatak örtüsünü açıyor ve en ortaya kadar ilerleyip orada der top oluyor. işi biraz daha abartıp küveti çayla doldurmak geçiyor içimden, onun yerine bulabildiğim en büyük kupayla ikna oluyorum.

aşırıklar yoruyor insanları. benimse her şeyim aşırı, eğer eylemleri ve hisleri dozunda tutabilmek hakkında bir kitap bulursam alırım ve dikkatle okurum.

bob dylan ve joan baez, jim morrison ve pamela, frida ve dieogo. sadece romantik-komedilerin sunduğu klişelerle yüksek hayallere kapıldığım iddia edilemez, gerçek hayattaki gerçek insanları dinliyorum ve izliyorum sürekli. bir grup olabilmek ne kadar zor fakat şık. tek başına ''the band'' gibi bir hayal kurmak, içini doldurmak, albüm kapakları için görsel seçmek, benim için biraz punk-rock anarşistleri, onun için biraz çıplak kadın ve bilim-kurgu, ikimiz için de biraz kedi. bazen de grup olmak çok kolay ve paspal, çünkü başka bir ''olma'' şekli yok. eğer çoğalmaya inanıyorsan elbette. fazla soyutlaştığımda ve hızlandığımda, o bir dalgakıran, ben istemsizce duruluyorum. bir bull terrier olmak, sürekli hareket etmek, çiğnemek, zıplamak ve ısırmak mı daha yorucu, yoksa o bull terrier'i zaptetmeye çalışmak, enerjisini boşaltmasını sağlamak ve sakinleştirmek mi daha yorucu, bilemiyorum. sadece bunu yaşıyorum.

iyi ki bir kedim var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder