9 Mayıs 2016 Pazartesi

Büyük tepelerin ardı

  Tuhaf ve hafif günlerin özelliği, tuhaf ve hafif günleri yaşarken, onları anlatacak bir şey, ya da anlatmaya bir vakit bulamıyor olmam. Zaman nasıl da akıyor, berrak bir su gibi, güneşin altında. Halbuki ben yalnız başıma kaldığım, uzun uzun düşündüğüm, yaşamaktan çok yazdığım günleri sevdiğimi sanardım.
  Size söylemedim, kendime not etmedim ama ben Nisan ayı boyunca kendimce çok zor bir deneyimi yaşadım (hala da her gün yaşıyorum.) Bir ilacı bırakma deneyimi. Hiç kullanmadım ama sigara bırakmaktan beter olduğunu tahmin ediyorum. Şimdi bu bir ilaç değil aslında, yıllar önce öyleydi, işime geldi ve ben ona sarıldım, o bana sarıldı, sonra onsuz nefes alamaz oldum. Bir an geldi, kendimle yalnız kalmaya katlanamaz oldum, o ilaç cüzdanımda değilse ne  kalabalığa, ne insanlara karışamaz oldum. İnsan evden çıkabilmek için hap içer mi? Ben içmeden günlük işlerimi yapamaz oldum. Vücudum ve zihnim zorla sakinleşmeye nasıl alışmışsa, kimse de anlamadı bunu, kimseye çaktırmadan bağımlı oldum çıktım.(Böyle şeyleri saklanması gereken utanç verici durumlar olarak değil, paylaşılması gereken mühim tecrübeler olarak görürüm hep. Ben kimseyi yadırgamadığım için, bilenlerin de beni yadırgamadığını düşünüyorum, umarım öyledir.) Durumun vehametini şimdi şimdi, arınırken anlıyorum, ileride tamamen kurtulduğum zaman açıkça ve uzunca bir kaynak da hazırlayacağım, internette umutsuzca gezindiğim sayısız gecelerde, benim bir yol göstericiye çok ihtiyacım oldu, bir kişiye bile yardımcı olabilsem ve ''kendini arama sürecinde'' sakinleştiricilerden uzak kalmasını sağlasam, hayatım yeni bir anlam kazanır. Eğer varsa içinizde, yakınızda böyle hassas ve yıpranmış ruhlar, ben bütün 20'li yaşlarımı tek tek harcamadan, nerede durduğumu göremedim, belki sizin daha çabuk uyanmanıza sebep olabilirim, bir işe yararım.
 Kendime görevler yükleyerek, resim yaparak, çiçeklerimi büyüterek ve çok aşık olarak bir kocaman ay geçti, kendim için geçirdiğim en güzel aylardan biriydi. Hele temiz geçen günlerin güzelliği ve hafifliği, nasıl da değerliymiş. Hayatımda çok sevdiğim birinin olması, elimden tutması, beni en iyi versiyonuma ulaştırması da öyle. Yeni kütüphanemle hemen her gün uğraştım, o doldukça sanki ben tekrar yapılandım ve sağlamlaştım. Zihnimde ilk defa yüksek lisans üzerine düşünceler ve ''Belki yapabilirim.'' cümlesi şekillendi, sanat tarihi kitaplarım da hazır önümdeyken, oturdum keyif için ders çalıştım. Arada kedi Şeker'i aldım, ona Barok heykellerini anlattım. ''Artık Roma'ya git, Bernini heykellerini yakından gör, vallahi ben bıktım.'' dedi, gıdısını kaşıdım.

  Sonunda yapacak çok şey olduğuna ikna oldum. Bu ikna oluş 10 yıla yakın sürdü, hem geç, hem de güç oldu. Sonrası ise çok hafif ve parlak, durgun bir suymuş, bütün o yolu yürümeye değermiş. Kendim gibi yorgunlara ''Su çok güzel, gelsenize'' demeden önce, az bir yolum kaldı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder