17 Mart 2016 Perşembe

Kederle nasıl başa çıkılır?

Böyle zamanın durduğu ve her rengin griye çaldığı günlerde, ''Keşke yakın bir dostum psikolog olsaydı da, ona hayata dair karanlık yönleri aydınlık tutmanın yollarını sorabilseydim'' diyorum.
Benim için hayat durdu, yine. Önce sevgilimin 18 yaşındaki kedisinin, benim de 7 yıldır pofuduğum, pamuğum olmuş olan Ayşe kedimizin hayatının son demlerinde olduğunu öğrendik. Veterinerde geçen saatler, evde avaz avaz ağlamalarım, Ayşe'nin acı dolu miyavlamaları ve patisi elimde sabahlamalar. Hala hayatta, hatta biraz iyiye gidiyor, ama ben ilk kez bir kedinin keyfini sürmenin ötesine, onun zor ve son zamanlarına eşlik ediyor olmanın bilincine varıyorum. Onu sakin ve güvende tutmak için çaba gösterirken, içimdeki dert ve üzüntü yumak oluyor, topallamasını, düşmesini izlerken yaşlar pıtır pıtır dökülüyor.

Tüm bunların üstüne o bomba patlıyor, kalan son aklım ve mantığım da buhar olup uçuyor. ''Hayatı durdurmalarına, zafer kazanmalarına izin vermeyin.'' diyorlar ya, bugün en sonunda ben pes ediyorum, yaşadığım kaygıyla, işimin gücümün Taksim'de olmasıyla ve ''Sakın oraya gitmeyin, çok ciddi uyarı var.'' haberleriyle baş edemez hale geliyorum. İş kaybetmeyi, başarısız olmayı, ''korkak'' olmayı göze alıp evde kalıyorum, evden çıkmıyorum. Kendimi hüsrana uğratıp, kaygıma teslim oluyorum. Resim yapmak, sergi açmak, yazı yazmak anlamsız geliyor. Bir ilaç olan sanat, hem ilaçlığını, hem sanatlığını yitiriyor.

Ben artık sürekli kaygı içinde, tetikte yaşamaya dayanamıyorum. Sayılarla yok olan insanların haberlerine, yüzde 50 bir şansla hayatta kalıyor oluşumuza, tanıdığım herkes için sürekli endişelenmeye. Sıradan dertler ve sıkıntılar istiyorum. İnsani boyutlarda endişeler. Boyumu geçmeyen korkular, içinde boğulduğum değil.

Tanıdığım insanlara moral vermek için ''Her şey yoluna girecek.'' diyemiyorum, demeyi istedim ama diyemedim. En azından ''Yalnız değilsiniz.'' demiş olayım. Bir de sütlü, sıcacık kahve.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder