25 Ağustos 2014 Pazartesi

Kedi burcunda güzel bir yıldı.

   Geçen seneki 20 Ağustos, 27 yaşımın başlangıcı çok sancılı bir süreç ve çok uykulu bir gündü. Gezi günleri'nin sonucunda biber gazı solumaktan tetiklenen anksiyete, panikler, uyku hapları ve işi bırakışım, ezbere bildiğim filmleri izleyerek geçirdiğim günlerden birinde girmiştim yeni yaşıma. Bana bir sürpriz yapacağını söyleyip hevesle bekleyen sevgilimin hevesini kırdığım, en azından caddenin karşısındaki pastanede beraber bir dilim pasta yemek isteyen annemin de hevesini kursağında bırakarak, zorla yutkunarak içtiğim bir fincan kahveyle kapadığım günün gecesiydi, dilekler tutacak hali zor buldum. En sevdiğim şeylerden biridir dilek tutmak, ritüel şeklinde, belli anlarda dilek tutarım. Gerçek oluşlarını izlerken de, yine aynı ritüellerle teşekkür ederim, şükran sunarım.

Evet, karanlık kısım bitti. Bu yılkine geldik. 

Teşekkür etmem gereken şeyler çoktu, o sancılı, bulantılı uykudan uyanmıştım. Yeni işler alıp, elimi fazlaca açıp, çok resim yapmıştım, yazı yazmıştım ve bunlar bir yerlere varmıştı. Aile evim ve 'sevgili' evim arasında gidip gelirken yaşadığım ''İkisine de ait olamıyorum, hangisinde kalacağım'' şeklindeki saçma buhranlarım son bulmuştu ve iki eve de ait olmuştum. Ailemdeki, sevgi çemberimdeki herkes sağlıklıydı ve hayattaydı (bu en önemlisidir.) Aşk ile doluydum, O aşk ile doluydu ve bu bizi mutlu ediyordu, üzmüyordu. (Bu da pek çok önemlidir ya.) Ve, uyku hapını ansızın, iki ay önce bırakıvermiştim, bir gece bile ihtiyaç duymadan, huzurlu uykular uyuyordum. 




Doğumgünümün öğleden sonrasında Arkeoloji Müzesi'ne gitmemizi istedim. O bayıldığımız bahçesinde beni bekleyeceğini söyledi. Geçen sene birkaç gün gecikmeyle sürprizini yapıp beni Galata Kulesi'ne çıkarmıştı ve hediyeleri orada vermişti. Bir şey ''Antik'' ise, dönemiyle, ruhuyla, yapısıyla, mimarisiyle o döneme aitse ve sanat tarihinde bir yeri varsa, beni heyecanlandırır ve ilhamla doldurur. Bunu biliyor, bu karşılaşmaları bana sık sık yaşatıyor, şanslıyım. 12. yüzyıla ait taşlara, o yapıya dokunmak, tepesinden o günün gözüyle şehre bakmaya çalışmak nasıl bir etki yaptıysa, aynısını yapacak büstler, heykeller, özellikle ''O'' heykel Arkeoloji'deydi, gittik. Gözlerimi alamadığım, 2005'deki tanışmamızdan beri, bir başka sevdiğim Sappho heykeli oradaydı yine, tadilat yüzünden yerleştiği geçici yerinde, son görüşümde olduğu yerde. Dalgın dalgın bakıyordu, muhtemelen aşık olduğu genç Yunan kızlarından birine. Aklından çok güzel, incelikli mısralar geçiyor gibiydi, ellerini ise her seferinde bir başka şekilde hayal ederim. Karşısında geçtim, bütün bu bir sene için, hatta biraz daha fazlası için şükrettim. Şükrettiğim asıl özne bir heykel değildi elbet, göremediğim, dokunamadığım, ama kalbimde hissettiğim ve dua ettiğim o ferah hisleri, bu yıl için temsil eden, gördüğüm en güzel şeylerden biriydi ama. Benim sanat anlayışımı sembolize eden her şeydi tüm varlığıyla. Güzellik gerçekten de, şükredilecek bir şeydir ve her yerde, irili ufaklı, soyut ve somut dizilmiş haldedir. Görebildiğimiz ve birbirimizi bulduğumuz için şanslıyız. 
  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder