8 Temmuz 2012 Pazar

doğmamış cümleye mektuplar



  kafamdan geçenleri, geçtiği an söylemeyi bırakmam lazım. bu artık bir gereklilikten çok, huzurum ve huzurları için bir şart oldu. ben ve insanlar. ben ve cümleler. hata yapıyorum, farkına varıyorum ve daha beterlerini yapıyorum. bu durum birkaç yıl sonra uzaktan izlendiği zaman keyif verici olabilir ama şuan yarattığı tek etki, gözlerimi kapatıp, kaşlarımı çatıp, kendimi sıkıp ''ah!'' demem şeklinde.

hatalar yapan, pişmanlık verici cümleler kuran halime hiç aldırmayan, o halimle çok iyi geçinen arkadaşlarımla olduğum zaman.... bir cumartesi öğleden sonrasında, üsküdar'da ufak bir odada, yan yana dizilmiş, ev yapımı margarita'ları içip, cate blanchett'ın başrolünde olduğu güzel bir filmi izlerken, sonrasında sanat dünyasının en rezil örneklerini konuşurken, gülerken ve tıkanacak kadar çok yerken... bu sorunlar siliniyor. çünkü insan ait olduğu yerdeyken, hataları ve zararları önemsiz, hatta güzel bir kenar süsü. ama yabancı dünyanın içindeyken, her cümle kurduğumda, araba farına karşı koşuyorum.

susmayı, sakince dinlemeyi, cool bir gülümsemeyle uzaklara bakmayı başarabilen insanları, hafifçe, içten içe kıskandığımı inkar etmeyeceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder