

Haftasonu içimi yumuşatacak şekilde romantik, iki kişilik ve sakin bir kış haftasonuydu. Sarılmanın her şeyi unutturan ve zihnimi temizleyen büyüsü ile. Mekansal sorunlarım var, bunlar yıllardır var ve beni daraltması azalıp artıyor sadece, bunu konuşarak ya da telkinle çözemeyeceğimi biliyorum. Getirildiği farklı ve alışık olmadığı evde sabahlara kadar bağırarak miyavlayan kedimden hiç farkım yok, çoğu zaman garipsediğimiz ve alışmayı reddettiğimiz şeyler benzer onunla. Kasım sonunda bizim evde kendini mahsur hissettiği o 2 hafta, benim birkaç yıldır hissettiğim her şeyin özetiydi. ''Sus kızım sus artık'' diye söylenirken, bir yandan da benim yerime de isyan edebildiği için rahatlıyordum. Bunları bir insana, hem de benimle aynı şeyleri hayal etmiş bir insana mantıklı biçimde izah etmem imkansız, sadece hayvanların içgüdüsü ve sezgisi gibi, alıştığım huzuru ve alıştığım ışıkları, havayı istiyorum. Değişiklikten derin bir ızdırap ve sıkıntı duyuyorum. Bunun bir huy olmamasını, geçici bir ruh hali olmasını yıllarca diledim. Artık dilemiyorum ve beklemiyorum, zamanın ve ihtiyaçların gereklerini yaşıyorum ve bu da yeterlidir.
İyi bir ruh halinde yazabilmeyi istemiştim, uzun bir süre iyi ruh halleriyle eskisi kadar verimli yazabilmek istiyorum. Dışarda yılın ilk karı az az yağdı, demli çayımdan büyük bir yudum içtim, fonda Doc Martin'in huzurlu müziği var. Bunlar da, tıpkı tahmin ettiğiniz gibi, öyledir işte.
















































