20 Haziran 2009 Cumartesi
beyaz ihtiyacı
kırmızıdan nefret ediyorum. kırmızı rengi çok uzun bir süre hiçbiryerde görmek istemiyorum. ben bir boğa değilim, ama cinnetle temas halindeyim ve midem bulanıyor. lütfen biraz beyaz..
700 adım..
belki 700 adımdan biraz fazla, biraz azdır, Galatasaray'dan dolmuşlara kadar olan o yol.
bir saat kadar önce hızlı adımlarla apar topar yürüdüğüm, sonra yarıda durup yavaş adımlarla ve derin düşüncelerle tamamladığım o kısacık yol.
eskiden sürekli tek başıma yürüdüğüm, yanımdan geçen sevgililere küçümseyen bakışlar attığım o yol.
gece yarısını biraz geçe, uzun süredir çıkmadığım ve kırk yılda bir ''değer'' dediğim bir iki saati geçirmek için çıkıp, planladığım geceyi hiç planlamadığım şekilde bitirdiğim o yol.
mini etek giydiğime, hem de yanlızken giydiğime bir kez daha lanet ettiğim o sözleri ve bakışları yediğim o yol.
''biz seni dolmuşlara bırakırız bu saatte yanlız gitme'' diyen, arkadaşlarımı, arkadaşım olmayan ama sadece nazik olanları, yanımda benim kalabalık korkumu zaptetmek için bulunanları, son üç yılda ben yürürken yanımdan gelenleri bir bir hatırladığım o yol.
700 küsür adım ne kadar kısa ve önemsiz bir mesafe.. ama gecenin bir vakti kafamda uçuşan düşünceleri ekmek kırıntıları gibi ardıma dizerken, ne kadar da uzun bir yolmuş.
yolların binlerce güzel tarafından biri de budur, ortada göremediğiniz gerçekler varsa net bir biçimde önünüze serer herşeyi. acıklı bir biçimde olan biten ama göremediğiniz durumlar varsa, kısa bile olsa bir yola çıkın. yada benim gibi o yolda bırakılın. yüzleşin. görün. devam edecekseniz bundan sonra edin, merak etmeyin yollar bitmiyor..
bir saat kadar önce hızlı adımlarla apar topar yürüdüğüm, sonra yarıda durup yavaş adımlarla ve derin düşüncelerle tamamladığım o kısacık yol.
eskiden sürekli tek başıma yürüdüğüm, yanımdan geçen sevgililere küçümseyen bakışlar attığım o yol.
gece yarısını biraz geçe, uzun süredir çıkmadığım ve kırk yılda bir ''değer'' dediğim bir iki saati geçirmek için çıkıp, planladığım geceyi hiç planlamadığım şekilde bitirdiğim o yol.
mini etek giydiğime, hem de yanlızken giydiğime bir kez daha lanet ettiğim o sözleri ve bakışları yediğim o yol.
''biz seni dolmuşlara bırakırız bu saatte yanlız gitme'' diyen, arkadaşlarımı, arkadaşım olmayan ama sadece nazik olanları, yanımda benim kalabalık korkumu zaptetmek için bulunanları, son üç yılda ben yürürken yanımdan gelenleri bir bir hatırladığım o yol.
700 küsür adım ne kadar kısa ve önemsiz bir mesafe.. ama gecenin bir vakti kafamda uçuşan düşünceleri ekmek kırıntıları gibi ardıma dizerken, ne kadar da uzun bir yolmuş.
yolların binlerce güzel tarafından biri de budur, ortada göremediğiniz gerçekler varsa net bir biçimde önünüze serer herşeyi. acıklı bir biçimde olan biten ama göremediğiniz durumlar varsa, kısa bile olsa bir yola çıkın. yada benim gibi o yolda bırakılın. yüzleşin. görün. devam edecekseniz bundan sonra edin, merak etmeyin yollar bitmiyor..
18 Haziran 2009 Perşembe
iftira!
ters psikoloji uygulamakla suçlandım. çılgın günlerde yaşıyoruz.. sensin ters psikoloji!
bundan sonraki iftiralara ısırıkla karşılık vereceğim. nokta.
bundan sonraki iftiralara ısırıkla karşılık vereceğim. nokta.
16 Haziran 2009 Salı
susturmak
here comes the sun
maalesef George Harrison'ın mükemmel şarkısı değil, bildiğin yakıcı eritici güneş gelmekte olan. ekime kadar kusursuz bir havada tüm günü dışarda geçirme durumu rafa kalkıyor, uyanmak için öğleni, dışarı çıkmak için akşamı bekleme durumu geliyor. ve ben en yakınımdaki yağmurlu-gri güne dua ediyorum.
15 Haziran 2009 Pazartesi
yabani
tolore
tolore küçük cam bir tüptür. içinde civa benzeri, çok yavaş yükselen hayali bir madde bulunur.
karşınızdaki insan anlam veremediğiniz davranışlar sergiliyorsa, başarılı bir tolore sıvısı kulağınıza empati fısıldar, baktı dinlemiyorsunuz, alttan almayı önerir, 'he' deyip geçmenizi ister.
küçük cam tüpünüzün içindeki sıvıyı güzel muhafaza edin, kimya bilgime dayanarak söylüyorum, yüzde büyük kısmı erdem, yüzde bir kısmı iyi niyet, yüzde azıcığı da sabırdan meydana geliyor o sıvının. içeriğinizde bunlar varsa dostlarınıza destek olmak için açığa çıkarın bazen. empati kurmak, alttan almak ve he deyip geçmek mükemmel karakterinizden pek birşey götürmez. ne demiş şair; ''Trouble is my middle name But in the end I'm not too bad'' peki madem.
karşınızdaki insan anlam veremediğiniz davranışlar sergiliyorsa, başarılı bir tolore sıvısı kulağınıza empati fısıldar, baktı dinlemiyorsunuz, alttan almayı önerir, 'he' deyip geçmenizi ister.
küçük cam tüpünüzün içindeki sıvıyı güzel muhafaza edin, kimya bilgime dayanarak söylüyorum, yüzde büyük kısmı erdem, yüzde bir kısmı iyi niyet, yüzde azıcığı da sabırdan meydana geliyor o sıvının. içeriğinizde bunlar varsa dostlarınıza destek olmak için açığa çıkarın bazen. empati kurmak, alttan almak ve he deyip geçmek mükemmel karakterinizden pek birşey götürmez. ne demiş şair; ''Trouble is my middle name But in the end I'm not too bad'' peki madem.
12 Haziran 2009 Cuma
siyam sessizliği

genellikle konuşmayı sever siyam kedileri. her birinin ses tonu kadar anlattıkları da farklıdır, kimi uzun uzun mahallede olup bitenler hakkında dedikodu yaparken, kimi mama porsiyonları hakkında bitmeyen şikayetlerde bulunur. benim iki tane siyam kedim oldu, ikincisi hala her sabah anlatıyor gece gördüğü rüyaları. ben onu dinlerken onun kadar şaşı oluyorum.
siyamların en geveze olanları nadiren susarlar. susma sebepleri bazen konuşmaktan yorulmak, bazen boşa konuştuğu hissine kapılmaktır. köşelerine çekilip etrafı biraz uzaktan izlemeleri iyi gelir sanırım, ilişmemek gerekir sustuklarında. boşa konuşmak üzen bir durumdur, boşa konuştuğunu fark eden bir geveze ise bunun bir yanlış anlama olduğunu sanacak iyimser ruh halini tekrar edinene kadar, kendi içini temizlemek için zamana ihtiyaç duyar. şimdi biraz dinlenelim.
9 Haziran 2009 Salı
yeni başlangıçlar (sevgili P.)
başlamak her zaman yenidir evet, ama başa sarmayı bırak; hiç denemediğimiz bir alanda adımlar atmak.. işte o gerçekten yeni ve heyecan verici. tiramisu yapmayı öğrenmek gibi birşey değil bahsettiğim, mesela sevmeyi öğrenmeyi denemek. bak düşün üç tane fiil içeriyor bu eylem: sevmek öğrenmek ve denemek, aynı anda. ve ilk defa. düşün ne kadar zor.
''en olmadı kaçar giderim...'' (hep bunu derim bir başlangıç yaparken, kendimi rahatlatmak için kendime rol yaparım) ama kaçıp gitmedim bu sefer, elimden tutan önden gitti, ben peşinden gittim. en sonunda sevmeyi öğrenmeyi denemek.. o kadar zor olmamaya başladı. ömür boyu yanlız kalma yemini etmişçesine tek başına olan iki kızdan biri kendi içinde bir yerlere vardı. başka birinin içinde de, bir yerlere vardım. mutluluk..
sana hemen hemen hiç müdahale etmem bilirsin. (yalaaan :) yine etmeyeceğim. ama bu başlangıç ile ilgili ben heyecanlıyım, umutluyum. sen ve o. neden bilmem bu hep çok güzel bir fikirdi. dilerim sevmeyi öğrenmeyi denemek bu sefer de çok zor olmayacak.
evet, Persona bu aralar çok meşgul :)
Final Haftası
biraraya gelerek bu kadar itici bir etki yapan başka iki kelime var mı? varsa bile final & haftası kadar ters bir etkisi yok şuan üzerimde. bazı kişisel dertlerim var.. misal?
yaklaşmakta olan heykel finali için henüz hiçbirşey yapmamış olmamız ve önümüzde 1 tam gün olması...
resim finalinden bugün çıkmam ve nasıl geçtiğini net hatırlamıyor olmam.. (fena değildi deyip duruyorum ama ya fenaydıysa da fark etmediysem?!)
uyku saatlerim azaldıkça o azıcık saatlerde gittikçe daha karamsar daha kaos rüyalar görüyor olmam ve başım ağrıyarak uyanmam..
çevremde bu aralar müthiş kediler görüyorum ve onlarla yatıp yuvarlanmaya bile vaktim yok! hele biblo ortaya çıkmışken! hele two faces insana alışmışken!
şeker yanağımı özledim. keşke ben yoğunken onun hiç işi olmasa, ben saçım başım dağınık, sinir harbi içinde heykel sunumuna hazırlanırken bana çay yapsa.. (ben işin çayında değilim efendim, ben isterim ki gönüller bir olsun)
yaklaşmakta olan heykel finali için henüz hiçbirşey yapmamış olmamız ve önümüzde 1 tam gün olması...
resim finalinden bugün çıkmam ve nasıl geçtiğini net hatırlamıyor olmam.. (fena değildi deyip duruyorum ama ya fenaydıysa da fark etmediysem?!)
uyku saatlerim azaldıkça o azıcık saatlerde gittikçe daha karamsar daha kaos rüyalar görüyor olmam ve başım ağrıyarak uyanmam..
çevremde bu aralar müthiş kediler görüyorum ve onlarla yatıp yuvarlanmaya bile vaktim yok! hele biblo ortaya çıkmışken! hele two faces insana alışmışken!
şeker yanağımı özledim. keşke ben yoğunken onun hiç işi olmasa, ben saçım başım dağınık, sinir harbi içinde heykel sunumuna hazırlanırken bana çay yapsa.. (ben işin çayında değilim efendim, ben isterim ki gönüller bir olsun)
24 Mayıs 2009 Pazar
anne-kız
bir kız çocuğu için kimi zaman mesele, ''anneye benzemek'' yada ''hiç ama hiç benzememek''tir. evet kararların bundan ibaret olduğu zamanlar oluyor. en azından ben 10 yıldır iki durum arasında gidip gelsem de, sonucun bariz şekilde belli olduğunu biliyorum. dahası artık bu sonuçla kavga etmiyorum. bir yerde birbirimizi anladık. o ve ben, o ve o.
bir öğleden sonra buzdolabımın üstündeki fotoğraflara gözüm kaçıyor, üç kadının en farklı hallerini koyduğum üç fotoğraf. sanırım bu en sevdiğim hikaye.
beni ayakta tutan tüm kadınlara teşekkür etmek istedim bugün. çoğalıyoruz.
23 Mayıs 2009 Cumartesi
looking forward

takım elbiseli, şapkalı, İngiliz tipli bir adam, insanların yürüyüş yaptığı bir yolda dimdik, asaletle yürüyor. biraz baston yutmuş gibi, pür dikkat karşıya bakarak, estetik bir yürüyüşü var. onun dşında yoldan geçen tüm insanlar, geri geri yürüyor, şaşkın bakışlarla bu beyefendiye bakarak, durup inceleyerek. kendisi herkesin aksi yönde yürürken arada cebinden defterini çıkarıp notlar alıyor, durup dansediyor, geri geri yürüyenleri iyice şaşırtan bir takım figürler sergiliyor. geri geri yürüyenin aslında tüm insanlar değil de kendisi olduğunu başından beri tahmin ediyoruz ama inanmak istemiyoruz. ''yok yok kesin bir numarası vardır'' diyoruz. ama yok ki. yapmış.
bu video uzun süredir izlediğim en şaşırtıcı ve etkileyici performanstı. İDans kapsamında görülebilecek ve takdir edilecek isimlerden sadece biri; Roberta Marques. tüm o yolu geri geri yürüyerek, dans ederek ve her türlü diğer figürü gayet doğal ve estetik bir biçimde sergileyen dansçı da Michael Schumacher. izle tonton.
21 Mayıs 2009 Perşembe
angie, ain't it good to be alive?


Cnbc-e'de bu gece, hatta şuan Rolling Stones belgeselini izliyorum. Mick Jagger şuan en az 65 olmalı, ama sahnede o kadar 'taş' bir görüntüsü var ki, o kadar enerjik ve hala seksi ki, bir kez daha hayran oluyorum bu adama. benim Mick Jagger'la tanışmam tüm zamanların (benim için ve birçokları için tartışmasız) en mükemmel grubu Beatles'ın bir canlı performansında, ''All you need is love''ı sahnede çalarlarken, izleyenler arasında bağdaş kurmuş, hayranlıkla Lennon'ı izleyen velet Mick'i görmemle oldu. o kadar hayran ve mutlu bir genç adamdı ki, feyz aldığı gruptan nasıl bir müzik olayına yol açacağı belliydi. sırf Beatles'tan yola çıktıkları için dinlemeye başladığım ve sevdiğim grupların ilkidir Rolling Stones. Belgesel de güzelmiş, Patti Smith'in belgeseli Dream of Life da bu ay Cnbc-e'de gösterilecek. gün saymaktayım.
20 Mayıs 2009 Çarşamba
19 Mayıs 2009 Salı
17 Mayıs 2009 Pazar
damn unpretty
mermer
papatya'ya baktıkça saflığı korumak gerektiğini hatırlıyorum. mermer gülü'ne baktıkça ne kadar dayanıklı olduğunu ve zerafetini hiç kaybetmediğini hatırla. bu yüzden sen şeker yanaksın.
ada'da ev
büyükada'da yada heybeli'de evim olsun istedim dün kısa bir an. ama pasta kremasından yapılmış gibi olanlar değil, bahçesi dağınık, iki katı geçmeyen, yaşanmış evlerden. bide köpek.. hayır hayır, bir sürü köpek.
sonra o evin bahçesinde anneannemle (anane daha sıcak bir kelime ki) oturalım, çay içelim, dedikodu yapalım. ben fide fide bitki alayım, gübre zaten heryerde.. hayatım doğanın objelerinden ve akşamüstü çaylarından ibaret olsun. evin üst katında da bir şövale, bir sürü tuval. bahçeyle ilgilenmekten onlara elimi bile sürmeyeyim. benim yerime kedim boyasın onları. öyle işte.. bir an öyle istedim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


