
Kaktüsler devam, her çeşit boyayla, bu aralar akrilik kalemler ve üstüne yağlıboyayla. Beşiktaş'taki evde kurduğum masa büyüyor, kuru çiçekler, dallar, mürekkepler ve yağlıboyalar arasında, gece geç saatlere kadar boyuyorum, arkamda sevdiğim çocuk bilgisayarda oyun oynuyor. Yaz vakti bu sırt sırta verip kendi halimizde takıldığımız, sonra iki bira ya da iki kupa çay alıp balkona çıktığımız anlar, her şey. Olayın tüm özü ve benim daima odaklanmam gereken anlar bu anlar. Aynı zamanda da gelecekten beklentim, bunların böyle sürmesi, ne eksik ne fazla.

Denge üzerine düşünüyorum, belli ki hayatımın bu yaşlarında ve döneminde en büyük çalışmalarım ve çatışmalarım denge üzerine olacak. Güneşin tepede olması ve giyisilerin hafif olmasından aldığım güçle, bu haftalarda dengeyi daha rahat kuruyorum. Onun kardeşi olan düzenle henüz tanışmadım, bir düzenim yok, düzene dair bir fikrim de yok. Hala uyandığım odanın hangi odam olduğunu düşündüğüm birkaç saniyem oluyor sabahları. Denge üzerine düşünürken, belki de bu unutkanlıklara ve şaşkınlıklara o kadar önem vermemem gerektiğini, sadece yaşayıp görmem gerektiğini fark ediyorum. Şimdilik bu fazlasıyla yeterlidir, sonrası için de iki fincan çay ile düzene bakarız.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder