Haziran'da o tuhaf buz gibi bahar bitip birden bire güneş açtı, açtıysa da bana tam olarak açmadı, zorluklar azaldı ama ben hala ceviz kabuğum içinde sakin kalmaya çalışıyordum.

İlk defa Temmuz iyi geldi, iyi geçti. yaz özlediğim kadar varmış, iyi ki gelmiş, hiç bırakmak istemiyorum şimdi onu. Şarkı ne kadar haklı ''Summertime and the living is easy'' bunu Beşiktaş'taki evde keyifle çiçekleri sularken, sofrayı toplarken, akşam çaylarımızı koyarken hep tekrar ediyorum kendime. Bakırköy'deki evde sakin, hafif esintili bir akşamda da aynı şekilde tekrar ediyorum, yazın gerçekten yaşamak daha kolay. Bu kış kendi içimde çok geri gittim, açıkça bir kuyuya düştüm, düşmekten en çok korktuğum kuyuya, öyle ki tekrarından korkmak bile benim için pek çok şeyin engeli oluyor aylardır. Fakat bir şekilde zaman ilerledi, ben yerimde saysam da aslında ben de ilerledim, imkansızlar biraz daha mümkün oldu, bazı günler kolay bile oldu. Bir dahaki olası kuyuya düşme korkumda bunu hatırlamam gerekir. Çıkışı var, ummadığım bir vakitte, yeterince dinlendikten sonra, özellikle güneş de açınca, çıkışı var.

Yazmayı istemekten ve sonra ertelemekten sıkıldım, kısa cümleler kurmak zorunda olduğum ve insanların beğenip geçmesini gerektiren yerler beni kendimle buluşturmuyor. Tam tersi yazdıkça derinleşen ve keşfedilen hislerin harcanmasına, bir kağıt uçak gibi fırlatılıp gözden kaybolmasına yarıyor. Artık kendime kavuşmak istiyorum, kaçmaktan ve saklanmaktan çok yoruldum. Soyut ama kapkara ve derin bir kuyunun ürkütmesinden ve tehdidinden çok yoruldum. Yazmaya, hafif hissetmeye, şaşkınlıkla da olsa kolay şeyleri yapabilmeye ihtiyacım var. Evet, yıllardır birer birer attığım adımlardan sonra 20 adım geriye bir kış oldu ama bu demek değil ki, John Cleesse'in ''silly walk''u gibi 10 adım ileri de atacağım bir gün gelmesin, gelebilir, umarım gelir. Yoğun bir ders günü çıkışında hiç beklemezken bir avm'ye girip, hep internetten baktığım gelinlik modelini deneyecek fiziksel ve ruhsal gücü bulup, kendimi hiç fena hissetmediğim ve ertesi günü gidip o beyaz elbiseyi aldığımız geçen haftasonu gibi, aşılmaz bir nokta bir anda hafifçe aşılabiliyor, hatta keyifle.

Dizilerde Glow'a başladığımız gibi bitirdik. Ben sonra The Last Czsar'ı monarşiye ve gerçek hikayelere duyduğum tutkuyla hemen bitirdim. Fakat yazbaşında annemi de sardırdığım, kendim de dadandığım Jane the Virgin asıl eğlencemiz oldu, Brezilya dizileriyle dalga geçerken tüm klişeleri çok tatlı bir şekilde gerçekleştiren bir Brezilya dizisi, dalga geçmek için açıp müptelası olmayı beklemiyordum. Netflix her mevsimin olmazsa olmazı oldu bile. Yaz gerçekten güzel, ihtiyaç duyduğum kadar temiz ve açık bir gökyüzü var, kuş sesleri ve cırcır böceği sesleri var, soğuk kahve ve soğuk su var, ben bu basit ve hafif şeyleri çok özlemiştim, yeterli ve teşekkür ederim.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder