21 Nisan 2015 Salı

fazla rahat, olabildiği kadar bencil

Kırgınlığım mahcubiyetimden fazla artık. İhmal ettiğim insanları, gönül almaları, ezik büzük hissetmeleri geçtim. Canının derdine düşmek böyle bir şey. Canı acımak böyle bir şey.

Sürekli durumundan şikayet eden bir insansanız, hep mutsuz, hep mızmızsanız, yakınlarınız tarafından biraz olsun tolore edilmek için arada onları da sorun, sorma amacınız bir an önce kendi derdinizi anlatmaya geçmek olsa bile, bunu yapın. Çünkü sizin bitmek bilmeyen trajedilerinizi dinlemeye devam etmek için çok güçlü bir motivasyon gerekiyor. Gerçek dertleri olan insanların ise ne kadar sessiz ve efendi olduğunu, sizin şikayet ettiğiniz saçmasapan gündelik durumlara ise onların yatıp kalkıp şükrettiğini bilseniz keşke. Ne tuhaf ki, bunu da umursadığınızı sanmıyorum.

Fiziksel sıkıntılarım ne kadar canıma okusa da, aslında ne kadar küçücük ve önemsiz olduklarını biliyorum. Mesela sırf anneme saygımdan, karnımın ağrısından yakınmamam gerek, benim ayda bir çektiğimi, gece gündüz çeken, sesi bile çıkmayan annem. Bizim neslin doğru düzgün çalışmadan, yorulmadan, inanılmaz bir bencillikle sürekli en hafif şeylerden yakınmasından bıktım. Herkesin ''en dertli, en zavallı'' olmasından bıktım. Ben kendimi çok net görüyorum artık, ben dertli değilim, şımarığım, fazla prim verilmişim, fazla iyi bakılmışım. Rüzgar esse yataklara düşüyorum, çünkü düşebiliyorum, çünkü kendim dahil bakmam gereken kimse yok. Rüzgarın esmesine minnet duyan, gülümseyen insanlardan olmak istiyorum, rüzgarın esmesinden bile mağduriyet çıkaran bir ahmak değil. Evet bünyem zayıf, evet hasta olmam çok kolay, ama bunu dile getirmek ve kimseyi bıktırmak zorunda değilim. Ben insanlardan çok ama kendimden en çok bıktım, bu haftaki yataklara serilişimde en çok bunu anladım. İçimde bir şeyler ciddi şekilde değişti ve farklı yönlere saptı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder