14 Aralık 2012 Cuma

kemikkıran sevgisi

herkes kendi arasında konuşurken, ben büyük cezveyi izliyordum. aslında büyük bir cezveden çok, büyük bir uçurtmaya benziyor, ona da söyledim bunu.

aldırmadı. ya da duymazdan geldi bilemiyorum, dilek tutanlardan yorulmuş. ve göğe bakanların anlam bulma çabasından. ''ya hiçbir anlamı yoksa'' böylesini düşünmek bile istemem, hiçsiz de var olunabilindiğini görmüş olsam da, hiçsiz var olmak istemezdim. büyük büyülteç de öyle düşünüyor olmalı ki, o an göz kırptı yavaşça.

bilmiyorum ki neyi daha farklı yapardım,
bilmiyorum ki ne beni daha farklı yapardı.

bir partideydim, elimde elmalı martini'm ve üzerimde kokteyl elbisemle, sosyal içicilik üzerine bir makale yazıyordum kafamdaki günlük gazeteye. o sırada falcı kadın yanıma geldi, elimi avuçları arasına aldı ve uzun uzun baktı. ''sende kemikkıran sevgisi var'' dedi bana. o ne demek? işte böyle, yüzüne baktığın, gözlerindeki pırıltıyı gördüğün, ellerini incelediğin herkesi içinde bir tornado koparak seviyorsun dedi, kemiklerin acıyana ve karşındakinin de kemikleri sızlayana kadar, kolların ve bacakların zayıf düşüp titremeye başlayana kadar seviyorsun dedi. bu hem bir hediye, hem de bir lanetmiş, kurtulmak için avucuna biraz para koymamı istedi. ona dedim ki, sevgili hanımefendi hiç param yok inanın, canım biraz çikolata çekse çıkıp alacak kadar bile param yok şuan, çünkü yatağımın içindeyim, yorganın altına nasıl para sokabilirim, para çok kirli bir şeydir, uyurken asla para taşımam. peki. peki. gitti. diğerleri de gitti. kokteyl elbisem bile gitti ki hep sahip olmak istediğim 1940'lardan kalma bir şeydi. sadece büyük kravat vardı. ''eğer gerçekten muhatap olacaksak acı konuşacağım'' dedi.

gerçekten de o sabaha karşı,
o insanlarla,
o caddede otururken,
olasılıklarla dolu olduğunu mu sandın?

peki. peki. gitti.

2 yorum:

  1. daha çok yazmalısın bunun gibi. uzun süredir ilk defa bu kadar etkilendim. nefesimi tutarak okudum, yazı bittiğinde hala nefesimi tutuyordum, uzun süre oksijensiz kaldığım için morarmıştım, sonra bayılmışım. gözümü açtığımda yeniden nefessiz okudum yazını, yaklaşık 22 saattir bu böyle devam ediyor, bak birazdan yine bayılıcam. hüp.

    YanıtlaSil
  2. inanır mısın, ben de bu yorumunu okurken aynı nefes kesilmesine tutuldum, tatlı bir leylak rengine büründüm. şimdi soğan kabuğu pembesinden halliceyim, yani sizin ''breathtaking'' dediğiniz gibi you know, öyle bir şeysin sen benim için, ve hatta stunning bir nebze.

    YanıtlaSil