6 Mayıs 2009 Çarşamba

what's the story? (morning glory)

her sabah siz okuldayken, benim olmam gereken dersler başlamışken evimde tek başıma olduğum saatler o kadar keyifli ki, korkarım bağımlısıyım bu sabah tembelliğinin ve fincan fincan çayların. birazdan 8. kez kaçırdığım sinema dersinden çıkmış arkadaşlarımdan güzel bir azar yiyeceğim yine, ama bunun için önce yataktan çıkmam gerek. kedim izin vermiyor, sabah tembelliğini bana o bulaştırdı zaten. güne ne kadar geç başlasam o kadar az mı yorulacağım sanıyorum? bugün gün 2de başladı, ben şimdiden çok yorgunum.

cansu portresi siyah-beyaz devam ediyor. kızıl ve yeşil tonlar katmamak için kendimi zor tutuyorum, bir insanı tanımlayan renkler belliyse portresini yapmak daha kolay olmalı değil mi? fakat öte yandan o tanımları sıfırlamak ve o insanı öyle ifade etmek istiyorsam? o zaman tuvale uzun uzun bakıp bana renk önermesini istiyorum. henüz susmakta cansu.

bu aralar şahsi bulantım, güvenmek üzerine. öyle çok güven kırıcı insan gözlemliyorum ki köşemden, henüz bana karşı bir ayıpları olmadı neyseki (ayıboluyo!) fakat birbirlerine davranış biçimleri, çoğu çiftin.. sanırım gerçekten de bazı insanlar sadece yalnız olmalı, kendimi yıllarca bu gruptan saydım. bir süredir ise yeni deneyimler peşinde olduğumdan ve cidden beter davranışlar gördüğümden, yok diyorum asıl yalnız olması gereken ben değilim. benim güven meselesini çözmem ve tamir etmem gerek. fark etmeden yardımcı olanlara teşekkür ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder