öğrenmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğrenmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2016 Perşembe

Taze çıkanlar

  Bloga çizim koymayalı epey olmuş, halbuki elimden kalem ve kağıdın hiç düşmediği, hemen her gün bir şeyler çizdiğim günlerdeyim. Aylar süren tıkanıklıktan ve tembellikten sonra, tam da ihtiyacım olan şeyi yapıyorum ve bütün boyalarımla hasret gideriyorum.

 

  19 yaşındaki hanımefendi Ayşe'miz düzeliyor, bir mucize gibi ve iyileşiyor. Evimizdeki geçici misafirliği kalıcı  hale gelirken, ben de yeni bir model bulmanın keyfini sürüyorum. Özellikle uyuyan kedileri çizmek büyük keyif, her çizimden sonra Ayşe'ye resmimi gösterip o memnuniyetsiz ve asık yüzlü halinin fotoğrafını çekmeyi de alışkanlık edindim, en komik serilerden biri oluşuyor.



  Bu da çizim sürecindeki bir başka hobim; aşamaları görüntülemek. Ders anlatırken de kullandığım bir yöntem, resmi bir kerede ortaya çıkarmaya çalışmak yerine, katmanlar ve orta tonlarla çalışmak, en açığı ve en koyuyu en son eklemek, bu fotoğraflar üzerinde bu ilerlemeyi anlatmak çok daha etkili. Kaktüsler en sevdiğim resim konusu olmaya devam ediyorlar.


Sevgilimin eli. Atölyenin terasında verdiğimiz kahve molalarından birinde, hızlıca yaptığım bir eskizi, evde başka bir hayal durumuna çevirmiştim. ''Uzayda kahve molası'' Daha çok uzay, daha çok yıldız ve daha çok kahve. Bir gün, birileri uzayda kahve içme ve dünyayı uzaktan izleme zevkini yaşayacaklar, ne kadar zaman sonra bilmem, ama umarım ne harika bir an yaşadıklarını bilirler. 

 
  Bu ayki çalışmalarımın içinde bana en çok huzur verenler. ''Zaman geçer, kadına dikenler ve kediler kalır.'' diye yazmıştım defterime, bu cümlenin etrafında gezinen pek çok çizimden ikisi. 

 
  Geldik bugüne... Tüm günü balkon kapısının önünde, en sevdiğim görüntüyü izleyerek ve defterime kaydederek geçirdim. Birkaç saat içinde ışık değişti, hava serinledi, kedi Şeker üç kez sandalyeden atlayıp geri döndü, bitirdiğimde son pozu fotoğraftaki gibiydi. Fotoğrafların birini içerde, diğerini dışarda çekince böyle büyük bir ışık farkı oldu, ikisinin arası gerçek tonlar oluyor. Kedi Şeker şimdi ayakucumda uyuyor. 

  Atölyeme gelen arkadaşlarıma hep ''En çok hangisini sevdin?'' diye sorarım. İnsanın sevdiği resimler belleğiyle, ruhuyla, düşünceleriyle bir bütündür çünkü. Bloguma gelen arkadaşlarım da farklı değil, fikirleriniz ve düşünceleriniz ne çok değerli. İlhamınız ve gün ışığınız çok olsun, çay koyuyorum. 

10 Haziran 2013 Pazartesi

hiç yalnız değilmişiz.

biz meğer hiç yalnız değilmişiz. bunu anladım. o kadar tek başıma, o kadar yalnız ve umutsuzdum ki bu ülkede, bu şehirde.. hepsi geçti. bir an evvel kaçıp gitme isteğim geçti. hiçbirimiz yalnız değilmişiz.

ağaç seven, hayvan seven, doğa seven insandan asla zarar gelmeyeceğini, hep iyilik geleceğini bir kez daha anladım. ağaç sevmeyenin, doğa sevmeyenin, insan da sevmediğini bir kez daha anladım.

etik anlayışı kalmamış leş medyamızın içler acısı halini anladım. haber almak için açtığımız kanallardan ne kadar taraflı, emredilmiş, yanlış bilgilerle yıllardır uyuduğumuzu anladım.

başı kapalı vatandaşlarımıza ne kadar haksızlık yaptığımı anladım, hepsini bir tutarak, hepsini aynı partiye oy vermiş sayarak. başörtülü insanlara bakışımı tamamen değiştirdim, özür dileyebildiklerimden diledim, tanımadıklarım için de sohbet etmeden, dinlemeden, omuz omuza vermeden karar veremeyeceğimi anladım.

küfrederken sıkça kullandığım kelimelerin, küfür değil hatta övgü olduğunu anladım. o gece, 31 mayıs gecesi ölmek üzere olan masum insanlara evini açan hayat kadınlarını, iki gün sonrasında 2 haziranda parkta izlediğim, elinde gururla ''velek ki ibneyim'' yazısını taşıyan, daha sonra barikatlarda hep en önde olduğunu öğrendiğim genç çocuğu anladım. böyle ''orospu'', böyle ''ibne'' olalım hepimiz, dünya mis olur dedim.

futbolu, taraftarları ne kadar küçümsediğimi anladım. futbolun gücünü gördüm. bu kadar güzel insanı, cesur insanı bir araya topladı bu futbol. yıllardır toplumsal olaylara sağduyusunu sempatiyle izlediğim çArşı grubu benim için artık kahramandan farksızdır. asla unutmayacağım o 31 mayıs gecesinde, inönü stadyumu önünde onlarla avaz avaz haykırdım, üzerimize akın akın çevik kuvvetler koşarken, o insanlar herkesi bir arada tuttu ve sakinleştirdi. çatışma iyice büyüdüğü zaman, dakikalar içinde o insanlar beş,altı katına çıktılar. yüreğimize su serpen, yüzümüzü güldüren haberler hep çArşı'dan geldi.

ben kibirin neden şeytanın en sevdiği günah olduğunu anladım. bir adamın türlü hilelerle çıkarıldığı makama nasıl yapıştığını, nasıl aşağı düşmekten korktuğunu, korkusundan ne kadar ileriye gidebildiğini anladım. masum olduklarını bildikleri halde, doğa sevgisinden başka bir hisle yola çıkmadıklarını bildikleri halde bin tane çirkin  iftira ve yalan ile insanlara saldıran sözde müslümanların, ama aslında müslümanlıkla alakası olmayanların derdini anladım. özgür olmak isteyen, sesi çıkan insandan nasıl korktuklarını, korktukça küçüldüklerini anladım. paranın ne korkunç şeyler yaptırdığını ve söylettiğini anladım. aslında bunları tam olarak anlamadım, tahmin yürüttüm, umarım asla da anlamam bu rezil insanları.

canını kurtarmak için koşmanın ne olduğunu anladım. kendi nefes sesim, kalp atışlarım kulaklarımda yankılanırken koşmanın, üstelik neden kaçtığını bilmeden koşmanın ne beter bir his olduğunu anladım. koşmayı bırakıp ''bakın bir dinleyin anlattıklarımı'' denemeyecek kadar gözü dönmüş halde üzerimize saldıran polisleri gördüm, ''emir kulu'' denen isim tamlamasını biraz anladım, biraz anlamadım.

gezi parkı'nın ne kadar güzel ağaçlarla dolu olduğunu, ''ya buraya son kez geliyorsam'' diye düşündüğüm gün bir kez daha anladım. sessizce dallarını sallıyorlardı, hışırdıyorlardı. oraya gittiğim gün (daha şafak baskını olmamışken) aklımda başka hiçbir şey yoktu. ya bu güzel, kocaman, tarihi ağaçları son kez görüyorsam..

cehaletin olabilecek en çirkin şeylerden biri olduğunu, bu ülkede bilgiye, izaha, barışa, uzlaşmaya tüm nefreti ve cehaletiyle direnen çok büyük bir kitle olduğunu bir kez daha anladım. tüm gerçekler ortada olduğu halde, önlerine ''bakın sizin körü körüne savunduğunuz insanlar bunları bunları yaptılar'' diyerek belgeler konulduğu halde, hiçbirini görmeyip, kulaklarını kapayan, asıl tehlikeyi cahillikleriyle oluşturan o kitleyi gördüm. ama neyse ki o kitlenin içinden sorgulamaya, anlamaya başlayanları da gördüm, anladım, anlattım.

susan arkadaşlarım olduğunu anladım. gerçekten susan, bilmeyen, bilmek istemeyen. benim için artık geçmişimde kaldılar. onları anladım, daha fazla anlama gereği görmedim.

birlik olmanın ne muhteşem bir his olduğunu anladım. nazım hikmet'in sözlerini bir kez daha anladım. orhan veli'nin de. deniz gezmiş'in de. atatürk'ün de. john lennon'ın da. o güzel ve derin sözlerini. hepsini anlama yolunda ufak bir adım attım, hepsini anlamaya biraz daha yaklaştım.

umut doluyum. aşk doluyum. hepinizi seviyorum ve güçlü olmamızı diliyorum.