10 Ekim 2012 Çarşamba

walrus

John Lennon ''I am the walrus''u söylüyor. bir yandan kahkahalar atarken bir yandan ağlamışım az. eğer hayali bir cennet yaratıyor ve oraya gidiyorsak, benimkinin en büyük köşesi renkli bir ingiliz bahçesinde, beyaz piyanosunun başında oturan Lennon, ona gidip kocaman sarılacağım, o zaman öldüğüme inanacağım ancak. eminim hayaletleri bile kahkahalarla güldürecek bakışlara, mimiklere ve sözlere sahiptir, eminim hiçbirini esirgemez. George büyük ihtimal herkesten uzakta, kendi başına gitarıyla takılıyor olacak, onu uzaktan izlesem de olur, ilişmeden. ama güzel gözlerine uzun uzun bakmak isterim.
2004 ve 2005 yılı boyunca en çok babamın beatles arşivini dinledim. apayrı, çok farklı bir şeye ihtiyacım vardı, çok güçlü bir şeye. ve beni çizgide tuttular, ben de çizmeye o şekilde devam ettim. o zaman günde en az 7-8 kez dinlediğim şarkıları, şimdi nasıl ayda yılda bir dinlediğime inanamıyorum. belki tekrar bir amaç edinsem, tekrar bir zor sürece girsem, yine ilk alacağım destek o albümler olurdu. ama insanın uzay boşluğunda kendine bir çizgi bulması çok zor. tanıdığım herkesi bir x ve bir y üzerinde ilerlerken görünce, kendimin ne kadar amaçsız süzülmekte olduğunu tekrar tekrar fark ediyorum. ve günün ortasında bir şarkı, şarkıların en absürdü ve en anlamlısı beni eskiye götürdüğünde, bir cornflake üzerinde oturmuş karavanın gelmesini bekleyen Lennon bana gülümsüyor. büyük ihtimal bana değil, sadece kafası güzel ve keyfi yerinde, ama bana gülümsüyormuş gibi bir heyecan, neşe ve hüzün basıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder